Uşak'ın İlçeleri-2

Okumadıysanız bir önceki yazım “Uşak’ın İlçeleri-1” i okumanızı öneririm, keyifli okumalar!

Karahallı (gibi ama değil)

Tarih: 10/07/2019

Mesafe: 36,6 Kilometre

Süre: 2 Saat 42 Dakika

Kazanılan İrtifa: 334 Metre

Protein bombası (3 yumurta) kahvaltımı yaptıktan ve hazırlık meselesini hallettikten sonra 06.00 gibi tren garına pedalladım. Karahallı yolculuğunu Çiğdemle birlikte yapmaya karar vermiştik bu yüzden onun gelmesini bekledim. Çiğdem geldikten ve son hazırlıkları yaptıktan sonra 06.45te yola çıktık. Yol yokuş ve biraz yorucuydu ama aynı zamanda ayçicek tarlaları ve yeşilliğin etkisiyle keyifliydi. Bir kaç kez mola verip bir şeyler yedik. Karayakuplu Köyü’ne ulaştıktan sonra 2 kilometre mesafedeki Clandras Köprüsüne yöneldik. Saat 11.30 suları.

Uşak-Karahallı arası 50 kilometre ve nispeten yokuşlu olduğu için Clandras’ta uzun bir mola verip etrafı gezmeyi yola çıkmadan önce kararlaştırmıştık. Banaz Çayı kenarında karnımızı güzelce doyurduktan sonra dinlenecek gölgelik bir yer bulup yatışa geçtik. Dinlendikten sonra ne yapsak diye düşünürken otobüslerin ve yolun durumunu sormak için mesire alanındaki bakkala maden suyu almaya gittim. Bakkal bulunduğumuz yerden otobüsün geçmediğini ve yola devam etmek istersek de Clandras-Karahallı yolunun çok pis olduğunu söyledi ama alanda bi tane belediye aracı olduğunu ve istersek saat 17.00de Karahallı’ya bu araçla dönebileceğimizi de ekledi, biz de bu harika teklifi kabul ettik.

Kalan vaktimizi etrafı keşfederek geçirmek için 15.25 gibi ayaklandık. Banaz Çayı kenarında kurulu ve Türkiye’nin ilk hidroelektrik santrallerinden birisi olup günümüzde de hala çalışan santrale bi göz attık(bu yüzden çay bölgede Santral Deresi adıyla biliniyor), Clandras köprüsüne çıktık, fotoğraf çekildik. Köprünün üzerinden manzara harika, yemyeşil vadi, sürekli çağlayan su… Daha sonra kayalardan inerek çay boyunca yürümeye karar verdik -daha sonra öğrendiğim üzere yürüdüğümüz yol yakınlardaki Pepouza Antik Kenti’ne su taşımak için kullanılan kanallardanmış-. Çayın kenarında yürümekse mavi yusufçuklar, sakince akan dere ve ağaçlarla aman allahım büyüleyici! Yellowstone’da aradığım huzuru Karahallı’da buldum sanırım hayat gerçekten garip olabiliyor. Ardından geri dönüp çayın karşı kıyısındaki mağaraya da uğradık, biraz zaman geçirdik sonra ise aracın hareket vakti geldiği için geri döndük.

Bizi Karahallıya götürecek araç belediyenin sinek ilaçlama aracıymış :D. Bisikletleri ve eşyaları yükleyip aracın arkasında garip ama eğlenceli bi yolculukla Karahallı’ya vardık. Oradan da servisle Uşak’a döndük.

Güzel bi gündü sahiden.

Bu yolculuğun Wikiloc üzerinden yol kaydına buradan, Strava kaydına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Eşme

Tarih: 05/08/2019

Mesafe: 78,5 Kilometre

Süre: 4 Saat 25 Dakika

Kazanılan İrtifa: 739 Metre

Eşme! Allah kahretsin! Bu son yolculuk tüm ilçeler arasındaki en uzun ve yorucu aynı zamanda da yola çıkma motivasyonumun en düşük olanıydı. Üstelik de zamana karşı yarışıyordum; 12.52 Eşme treni. Sabah 05.00de uyandım ve isteksizliğim annemin de gözünden kaçmamıştı:

-Oğlum istemiyosan gitmek zorunda değilsin, yorma kendini.

-Hayır anne. O işler öyle olmuyor. Başladığım işi bitirmek zorundayım.

Dünyanın verilebilecek bu en saçma cevabıyla kendimi motive edip kahvaltımı yaptım ve hazırlanıp 06.01de yola çıktım(her şeye rağmen 1 dakika geç kalmam da bence krallık :d).

Serin havada gün ağarmadan yola çıkmıştım. Neyseki aradığım enerjiyi yolda buldum. Bölme’yi geçtikten sonra günün ilk ışıkları tepelere düşmeye başlamıştı. Bisikletten indim ve izledim. Büyüleyici, her defasında.. O sırada 06.20 İzmir treni geçti aceleyle. Artık yolun kalanı için ihtiyacım olanı almıştım. Yol Ulubey üzerinden gidiyordu. 07.30 civarı Ulubeye vardım ve maden suyu molası verdim. O sırada da şapkamı almayı unuttuğumu fark ettim ama 30 kilometre geri dönülecek bi mesafe değil malesef :(. Tekrar yola çıkınca Blaundus tabelalarını gördüm ve Ulubey’e geldiğimizde uğrayamadığımdan ötürü içimde kalan bu kente gitmek aklıma düştü. Yol ayrımına kadar pedalladım ve +18 kilometre ve +200 metre tırmanışı göze alıp yan yola saptım.

Blaundus’a yaklaşık 4-5 yıl önce gelmiştim ve ne mutlu, güzel gelişmeler yaşanmış. Bölgeye antik kentin tarihini ve yapıları açıklayan bilgilendirici tabelalar yerleştirilmiş ve bölgede çalışan bi arkeoloji kazı ekibi var. Malesef ekiple diyaloğumuz “Hoşgeldiniz!”, “Kolay gelsin!”den öteye gidemedi, oysa sohbet etmek isterdim. Ardından üç tarafı kanyonla çevrili, kökeni Anadolu’nun en eski halklarından Luvice’ye dayandırılan, Helenistik dönemde(MÖ 300ler) kentleşme sürecinin hız kazandığı bu kentin kalıntılarının üstünde oturup 2300 yıl önce muhtemelen Blaunduslu başka bir kişinin yaptığı gibi yanıma aldığım muz ve çerezleri yiyip kanyonu ve dağları seyrettim.

Yaklaşık 2 saat vakit geçirdiğim bu yan yol macerasından sonra yolun en zor kısmını oluşturan 28 kilometre, önümde beni bekliyordu. Pedalladım. Yol acılıydı ve yüce tanrım mola veremezdim eğer verirsem trene yetişemeyecektim. Pedalladım. Hayat bundan ibaretmişçesine. İnay ve Ahmetler üzerinden yola devam ettim. Çok acıktığım ve yorulduğum için 25 dakikalık bi mola verip bi şeyler atıştırdım. Eşme’ye 8-10 kilometre kala çok harika bir yokuştan kendimi bırakarak ilçeye vardım. Gezecek vaktim olmadığı için tren istasyonuna gittim. Her şeye rağmen 20 dakika kala istasyondaydım. Tren tam zamanında geldi ve bisikletimi yükleyip 1 saatlik yolculukla Uşak’a döndüm(Eşme-Uşak arası bilet 5,5tl).

Bu yolculuğun Wikiloc üzerinden yol kaydına buradan, Strava kaydına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Böylece bu şehri gezdim,gördüm,tanıdım ve yaşadım.

Yaptığım yolculuklardan tanıdığım yollardan ve biriktirdiğim anılardan dolayı mutluyum.

Uşak bile(:d) böylesine mutlu edebilirken insanı dünyanın binlerce şehrine dair hayaller kurmaksa, nefes kesici..

Tüm bu yolculukları yapmamı sağlayan emektar bisikletime de büyük bi teşekkür borçluyum.

comments powered by Disqus